islamın son din oluşu
Fıkıh

KLASİK USÜL SİSTEMATİGİNİN TEMEL VARSAYIMLARI

KLASİK USÜL SİSTEMATİGİNİN TEMEL VARSAYIMLARI
Sözlüktekısaca konuşanın kasdım anlamak olarak tanımlanan fikhın, terim
anlamı, “şer’l amell hükümleri tafsilı delillerinden hareketle bilmek” şeklindedir.
Fıkıh şer’! arneli hükümleri bilmek olunca fıkıh usUlü de, kabaca bu şer’! arneli
hükümleri bilmenin usUlü olmaktadır.
Klasik literatürde yer alan usUl tanımları, neredeyse ekol farklılığı farkedilmeyecek derecede, aynı veya birbirine yakındır. Gazali’nin tanıınına göre, fıkıh
usUlü, Kitab, sünnet ve icma’dan ibaret üç asılın sübfı.t yollarını, sıhhat şartları2 Bu toplantıda derinlemesine tartışılması gereken bir konu olduğu halde, ne yazık ki tebliğ
konusu edilıneyerek ihmal edilmiştir.
288 1 GÜNCEL DiNI MESELELER BİRİNCİ iHTiSAS TOPLANTISI
m ve hükümlere delalet yönlerini bilmekten, ana konuları da hüküm, deliller, istinbat metodları ve müçtehitten ibarettir (Mustesfa, I, 5, 7. Diğer fıkıh usıllü tanımlan
için bk. Ek: 1; Fıkıh usıllünün ana konulan hakkında bk. Ek: 2).
Fıkıh usülfu).de hareket noktası kabul edilen önkabul ve varsayımların tamamım iliata etme iddiası taşımaksızın ona karakteristik yapısım kazandıran belli başlı bir kaçma işaret etmek istiyorum. Bu varsayımları ortaya koymak klasik
fıkıh usı1lünün yapısım tanımaya yardım edeceği gibi, yeni anlama yöntemlerinin bu varsayımları ne ölçüde dikkate aldıkları, dikkate almıyorlarsa yerine neyi ikame edecekleri ve bunun meşruiyetini nasıl sağlayacakları vb. soruların tartışılmasına da zemin hazırlayacaktır.
Klasik fıkıh usUlündeki temel varsayımlardan birkaçı şunlardır:
ı. Hüküm Şan’in hitabıdır.
2. Anlam ve hüküm, dilin imkanları dahilinde ortaya konulup temellendirilebilir.
3. Genel anlamıyla sünnet (gelenek), Allah’ın hükmünün somut bir şekilde
gerçekleştiği bir zemin olması itibariyle, anlam ve hükmün tesbitinde vazgeçilmez öneme sahiptir.
4. Bütün hükme ulaşma çabalarının ve şer’i hükümleri metinsel, dilsel esaslara oturtma işinin en üst kriteri külliyat-ı şeria’dır (genel ilkeler).
Bu varsayımların mahiyetini ve uzanımlarını genel olarak belirtmeye çalışalım.
ı. Hüküm Şari’in hitabıdır.
Usı1lcüler bütün şer’i hükümlerin nassen veya delaleten Kur’an’da bulunduğunu kabul etmişler ve bunu çeşitli şekillerde ifade etmişlerdir. B akıllam’nin ifadesiyle söylenecek olursa, bütün şer ‘i hükümler, ya nutk olarak veya mefhum olarak ya da bu ikisine tevdi edilmiş ma’na olarak, Kitap ve Sünnette bulunmaktadır (Bak:ıllaru, Takrfb, I, 312).
Bu önkabulün bir gereği olarak usülcüler, hükmü Şan’in hitabı ve hüküm koyucuyu da (şari’, hakim) Allah ve Peygamber olarak kurgulamışlardır. Bunun doğal sonucu olarak “ibtidaen şer’ isbatı”nın sadece Şan’e ait olup, beşere bu yönde bir hak ve yetki verilmediğini vurgulamışlar ve kendiliğinden hüküm koyma
anlamına gelebilecek söylem ve yaklaşımları eleştirmişlerdir. Hükmün mahiyetine ve hüküm koyucunun kimliğine ilişkin olarak oluşan bu temel varsayım,
klasik usUl sistematiğinin mantığım ve yapısım göstermesi bakımından oldukça
önemlidir. Bu varsayım, hüküm koyma sürecinde Hz. Peygamber dışında, beşeri
(fukaha) tamamen dışlamış gözükmekte ve onlara sadece esasen mevcut olan
hükmün ne olduğunu araştırıp ortaya çıkarılması ve bu hükmün uygulama alammn genişletilmesi işini bırakmaktadır. Ş ari’ kabul edilmekle birlikte, Hz. Peygamberin beyan yetkisinin ve bu yetkinin kullanımı sonucunda oluşan sünnetin
V. OTURUM • KLASiK ANLAMA YÖNTEMLERiNiN iMKAN VE SINIRLARI 1 289
mahiyeti:n:in ne olduğu ve Hz. Peygamberin anlama sürecinde nereye oturduğu
da çeşitli biçimlerde tartışma gündemine girmektedir. Hz. Peygamberin beyanının, bir “anlama” mı yoksa “hüküm koyma” mı olduğuna ilişkin kısa bir değerlendirme yukarıda yapılmıştı.
Müçtehid, hükınün ortaya çıkarılması sürecindeki çaba ve katkıları ölçüsünde ve blJ. işlev çerçevesinde teşri sürecinde yer almaktadır. Müçtehidin, teşri -yani hükınün ortaya çıkartılması- sürecindeki yeri, mevcut hükınü yeni karşılaşılan benzer olaylara kıyas yoluyla veya kıyasın uzanımı mahiyetinde olan istihsan ve ıstıslah gibi yollarla transfer etmekten ibarettir. Ancak bu işlev, rey ve kıyas karşıtları (zalıirciler) tarafindan engellenmiş ve müctehidin işlevi sadece
nasların dilsel anlamlarım tesbitle sınırlandırılmıştır.
Kıyasın kabul edilmesi durumıinda karşılaşılan bir sorun, müçtehitlerin kıyas yoluyla ulaştıkları sonucun, ortaya çıkardıkları hükınün Şan’in hitabı kapsamında değedendirilip değerlendirilmeyeceğidir. Müçtehide kıyas ve içtihat
hak ve yetkisi tanıyan ekoller, müçtehidin ulaştığı bu sonucun Şan’in hitabı kapsamında olacağım ve bunun hüküm koyma yetkisinin Şfui’e ait olduğu varsayımıyla çelişmeyeceğini savunmuşlardır. Ayııca hitabın Allah’a izafe edilmesinin
Allah’ın hitabı dışında hüküm olmadığım göstermeyeceği, Allah’ın hitabıyla temellendirilmesi halinde başka hitaplann da hüküm olabileceği yönünde bir telakki de gelişmiştir. Taftazani Hz. Peygamber ve ulu’l-eınr’in hitaplarımn da hüküm olduğunu ve bunun hükınün Allah’a ait olduğu ilkesiyle çelişmeyeceğini Hz.
Peygambere ve ulu’l-eınre itaatin Allah’ın emriyle vacip olduğu gerekçesine tutunarak açıklamaktadır (Taftazani, Telvzh, I, 13).
Bu bağlamda Şan’ isminin kullanımı üzerinde de kısaca durulabilir. Usülcü
ve fakihler, Şan’ kelimesini, özellikle Allah için kullanınakla birlikte, çoğunlukla
bununla hem Allah’ı hem Hz. Peygambeıi kastetınişlerdir. Hz. Peygamber için
Şan’ isminin kullanılması, gerçek Şan’in Allah oluşuna ve peygamberin misyon
ve fonksiyonunun, tebliğ ve tebyzn oluşuna nisbetle mecazi bir kullanım olarak
kabul edilebilirse de, alimler arasında, Hz. Peygamberin söz ve uygulamalarımn
tamamen veya kiınileıince kısmen vahiy kaynaklı olduğu ve onun söz ve uygulamalarının, yani Sünnetinin ümınet için bağlayıcı olduğu şeklinde anlayışların
bulunduğu göz önüne alındığında, bu kullanıının hakiki kullanım olduğu söylenebilecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir