hadislerle çevremiz
Fıkıh

KLASİK FIKIH USULÜNÜN YAPISI VE İŞLEVİ

KLASİK FIKIH USULÜNÜN YAPISI VE İŞLEVİ
Prof. Dr. H. Yunus AP AYDIN
Tertip heyetinin bu tebliğ için önerdiği “Klasik Anlama Yöntemlerinin (Tefsir
ve Fıkıh UsUlü) İmkfın ve Sınırları” şeklindeki başlık, “klasik anlama yöntemi”
diye bir şeyin var olduğunu ve bu anlama yöntemininiyöntemlerinin Tefsir ve Fıkıh usUlünden ibaret olduğuna işaret etmektedir.
Sözü edilen “anlama” ile kastedilenin ne olduğu ve bu anlama işinin ne üzerinde, kim tarafından ve nasıl icra edildiği sanıldığı kadar açık değildir. “Anlama” sözcüğü, klasik terminolojideki fıkh, beyan, ilim, marifet, tefsir, tevil, ictihad
gibi kavramlardan birinin yerine mi, -önerilen tebliğ başlığında olduğu gibi- sadece fıkıh ve tefsirin yerine mi yoksa bunların hepsinin yerine mi kullanılmaktadır; yoksa hiçbirinin yerine kullanılmayıp, yeni bir içerikle mi ele alınmaktadır? Bu belli değildir.
Eğer “anlama” ile kastedilen, kabaca, nasların (ayetlerin) sistemli bir bütünlük içinde anlaşılması ise, klasik terminolojide ‘tefsir’in bu anlamda bir anlama
işi olduğunu, tefsir usUlünün bu anlamanın yöntemi olduğunu söylemek oldukça
zor gözükmektedir. Bu tesbiti yanlışlayacak bir argüınan sunmanın güçlüğüne
mukabil, doğrulayacak argüınan sunmak kolaydır. En basit argüınan, kelam, fıkıh, tasavvuf ve dilbilim gibi klasik disiplinlerin sistem, mantık ve terminolojisini kullanmaksızın sırf bir tefsirci tarafından yapılmış sistematik bir tefsirin bulunmayışıdır. Eldeki bütün tefsir kitapları, büyük ölçüde, ilk dönemlerde ayetlerin anla.TD.larına ilişkin olarak söylenenlerin derlerrmesinden veya özellikle kelam, fıkıh, tasavvuf, dilbilim gibi disiplinlerce üretilen bilgilerin serd edilınesinden ibarettir. Tefsire ilişkin olarak yaptığım bu tesbiti, uzmanlarının eleştirisine
bırakıyorum.
Fıkıh usUlünün bu anlamda gerçekten bir anlama yöntemi olup olmadığı da
bazı bakımlardan tartışmaya ve irdelenmeye açık gözükmektedir. Şayet “anlama” ile, sadece bireyin davranışına ilişkin şer’! hükümlerin bilinmesi kastediliyorsa, fıkıh usUlünün bir anlama yöntemi olduğu kuşkusuzdur. Çünkü fıkıh usulü münhasıran şer’! hükümleri bilme amacına hizmet etmektedir. Şer’i hükümleri bilme çabasının anlama olarak kabul edilınesi halinde bile, bütüncül bir an-
286 1 GÜNCEL DiNf MESELELER BİRİNCİ iHTiSAS TOPLANTISI
lamadan değil, sadece bireyin davrarnşlannı ilgilendiren hususlarla sınırlı bir
anlamadan söz etmek mümkün olacaktır.
Fıkıh usfılünün bir anlama yöntemi olup olınadığı, eğer anlama yöntemi ise
nasıl bir anlama yöntemi olduğu, bir yönüyle, “lafzın manaya delaleti” ile “şer’ı
hükümlere delaleti” arasındaki ilişkinin netleştirilmesine bağlı gözükmektedir.
Lafzın manaya delrueti ile hükme delruetinin aynı şeyler olup alınadığı klasik teoride yeterince açık olduğu söylenemez. Lafzın manaya delrueti ile hükme delaletini ayn ayn ele alan ve maıiaya delrueti, hükme ulaşmanın bir ön aşaması sayan usfılcüler olduğu gibi, ikisi arasında ayırım gözetmeyenler de vardır (farklı
imalar için bk. Basri, Mutemed, II, 342; Serahsi, Usul, I, 236; Gazali, I, 316; Sadruşşeria, Thvzzh). Her iki yaklaşım açısından da fikıh usfılü, kesinlikle mevcut nasları “ilkten
anlama”nm yöntemi alınadığı gibi, “yeniden anlama”nm yöntemi olarak da tasarlanmamış, aksine büyük ölçüde, daha önceden gerçekleşmiş bulunduğu varsayılan “anlama” işinin sonuçlannı, ki buna bakış açısına göre anlam veya hüküm denilebilir, metinsel (nassi), dilsel ve ilkesel birtakım esaslara oturtma girişiminin sonucunda oluşmuştur. Bu bakımdan “şer’ı hükümlerin bilinmesi” denildiği vakit, fakihlerin doğrudan ayet ve hadis metinlerini (nusı1s) önlerine alıp,
mükellefbireyin davranışıarına ilişkin şer’i hükümleri ilkten oradan çıkardıklarını düşünmek doğru olınaz. Bu yönüyle fikıh usfılünün “geçmişe yönelik bir inşa girişimi” olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Fakihler, esasında kendilerinden önce, bu metinlerin muhatapları olan peygamber ve arkadaşları tarafından, hiç değilse ana çerçeve itibariyle bilinmiş ve
tatbik edilmiş olan anlam ve hükümleri sistematik bir bütünlük içerisinde zabt,
izah ve tatbike çalışmışlardır. Hükmün Şan’in (Allah, peygamber) hitabı olarak
tanımlandığı ve peygamberin de beyan/tebyin etmekle yükümlü olduğu hatırlanacak olursa teorik olarak, teklifin ana noktaları itibariyle nasların anlamlarına
ve ifade ettiği hükümlere ilişkin bir kapalılığın bulunmaması gerekir. Bu açıdan
fi.kıh usfılünün, daha önceden açıklanmamış bir metni anlamanın yöntemi alınadığı, bir metin ekseninde anlaşılmış, açıklanmış ve yaşanmış olana alternatifbir
anlama ve açıklama amacı gütmediği söylenebilir. Özellikle temel inanç esaslarının ve mükellefin fiilierine ilişkin temel hükümlerin Hz. Peygamber tarafından
açıklanmış alınası bir yönüyle beyan görevinin bir gereği, bir yönüyle de dinin tamamlandığı hükmünün bir ifadesi olarak kabul edildiğinden, sünnet bir bakıma
anlamın somutlaşmış tezahürü olarak kabul edilecek ve fikıh usfılü, bu somut
anlamı deliller ve dil kuralları ile tutarlı bir şekilde buluşturma zilıni faaliyetinin adı olacaktır. 1
Bu noktada, belki, Hz. Peygamber açısından ve daha sonra sahabe açısından
1 Şatıbl’nin, teklife ilişkin konularda aıilaşılmamış bir hususun bulunmadığına ilişkin değerlendirmesi için bk. Muvafakat.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir